Biotin Eksikliği

Çarşamba, 1 Eylül, 2010

Yine biyotin eksikliğide saç ağarmasına sebep olur:

Biotin eksikliği: Biotin eksikliğinde anemi , egzama , mukozada yaralar , saç , kaş , kirpik dökülmesi , tırnaklarda zayıflık, halsizlik, iştahsızlık, adale incelmesi ve ağrıları, kuru, pullu ve hassas bir cilt, kansızlık ve kalp sorunları, saçlarda beyazlama ve dökülme, kan kolesterol seviyesinde artma ve gözlerde kızarma görülür.

Biotin hangi yiyeceklerde bulunur:
Maya
Yumurta sarısı
Soya fasulyesi
Karaciğer
Balık
Süt

Film Seyretmek

Cumartesi, 28 Ağustos, 2010

Türk sinemasının son yıllardaki en güzel örneği ”Vizontele” ikilisidir. Bu kadar doğal, bu kadar gerçek, bu kadar samimi, bir o kadar da hayatın ta kendisi film olabilir mi? Saf Anadolu insanının bu kadar güzel bir tasviri yapılabilir mi?

Filmle beraber çekirdek yemeye bir başlıyorsunuz ve o güzelliğe kendinizi öyle bir kaptırıyorsunuz ki, her taraf çekirdek kabuğu yığını  olmuş, dudaklarınız kabarmış olarak buluveriyorsunuz. Bu durumu ancak birisi çay demleyip geldiğinde bardağa ağzınız deyince anlıyorsunuz. Hemen yanınızdakine dönüp;

o Amaaan, buna da insan bi başladı  mı bırakmak bilmiyor… diye söylüyorsunuz.

Bu cümle çekirdek yemenin arkadaşı gibidir. Çekirdek yiyen herkes bunu söylemek zorundaymış gibi mutlaka söyler. Ama bu bir dert yanmadan çok, mutluluğu paylaşmanın verdiği keyiftir. Aynı çekirdeği yemekten kendimizi alamadığımız gibi bunu söylemekten de kendimizi alamayız

Tam bunu söylerken filmin en muhteşem sahnelerinden biri gelir ekrana. Filmde; televizyon seyreden herkes çekirdek çıtlıyor. Etrafta en ufak bir ses bile yok . Sadece televizyondaki adamın sesi ve çıtlama sesi duyuluyor. Aynı durumun o anda kendinizde de olduğunu fark edince birden film ile bir olup, sanki filmin bir kahramanı oluveriyorsunuz. Kendinizi bir tuhaf hissediyorsunuz, dudaklarınızda küçük bir tebessüm ile beraber içinizi bir sıcaklık hissi kaplayıveriyor.

Tam o suratınızdaki mutlu maymun ifadesi devam ederken başka bir sahne geliyor ekrana…

Askere giden delikanlı, sevdiği kıza bir kolye veriyor.

* Bunu almanı istiyorum.
* Nedir bu?

o İçinde yaramın kabugu vardır. Seninle ilk tanıştığımız gün düşmüştüm. Sonra kabuğunu koparıp sakladım.
o …..! (kızın yüzündeki şaşkın ifadeyi görünce devam eder)
o Aslında çok saçma olduğunu biliyorum. Sana fotoğraf versem bakar bakar alışırsın ama yara öyle degildir. Etimden bir parçadır. Bakar bakar acırsın.

Allah Allah! dobra dobra erkekçe sevmenin bu kadar güzel, bu kadar doğal bir anlatımı olur mu? Böyle doğal bir sevgi gösterisi olur mu? Ne kadar güzel, ne kadar samimi, ne kadar gerçek…

Boğazınız kuruyor. Yanınızdaki su getirsin diye gözlerinin içine bakıyorsunuz ama bişey söylememek lazım. Zaten gözünün kenarı hafif nemlenmiş, hele bir de ”ben susamadım, sen kendin iç” derse… Yok yok en iyisi siz üşenmeyin de gidip kendi suyunuzu kendiniz alıp gelin.

En güzel film sahneleri yüreğinizde yaşansın…

Sahurda yeşil çay

Cuma, 27 Ağustos, 2010

Yeşil çay, kanı sulandıran kalp dostu mükemmel bir içecektir. Yaz aylarında özellikle kalp ve şeker hastalarına tavsiye edilen yeşil çay, sahurda tüketilecek doğru içeceklerdendir.

Yeşilçayın içerisinde bulunan kanı sulandıran maddelerin dışında, yeşil çay’ın gençleştirici bir etkisi de vardır. Cilde de çok iyi gelen yeşil çay, kadınların pms, regl dönemlerinde sinirleri gevşetici, adet sancılarını azaltıcı özelliğiyle de bilinmektedir.

Ülkemizde tüketilen siyah çayın da faydaları saymakla bitmez ancak şeker ve kalp hastalarının özellikle dikkat etmesi, yeşil çay tüketimine ağırlık vermesi gerekmektedir. Yeşil çay, siyah çay gibi çarpıntı ve tansiyon sorunlarına neden olmaz.

Boy uzatan ilaçlar

Cuma, 27 Ağustos, 2010

Boy uzatmak, hemen hemen birçok insanın yapmak istediği birşey. Bunun için çok fazla öneriler veriliyor, denemeler yapılıyor ve bilim bunun için yeni öneriler bulmaya çabalıyor.

Ancak boy uzaması için yapılması gereken denenmiş ve bilim adamlarında önerilen çinko içeren, besinleri tüketmek.

Çinko kabak çekirdeğinde hayli fazlaca vardır. Kişi 25 yaşına kadar çinko ve süt ürünleri alımını yeteri düzeyde yaparsa boyunun uzamasını sağlayabilecektir.

Boy, ailesel faktörlerle olduğu kadar yaşam şekline göre de şekillenir. Mesela en fazla boy uzatan sporlardan biri olan voleybol, basketbol gibi sporlarla uğraşan insanların boyları uzar.

Spor yapma imkanı yoksa, besinlerden yardım alabiliriz.

Acı badem sütünün faydaları

Cuma, 27 Ağustos, 2010

Badem, cilt dokusunu düzgünleştirici, hassas ciltler için yapılandırıcı ve tüm cilt tipleri için cildi güzelleştirici minareller ve vitaminler içeren oldukça faydalı bir araçtır.

Acı badem sütünü aktarlarda bulabilirsiniz. Aktarlardan alabileceğiniz acı badem sütünü, özellikle hamilelin sonrasında oluşan çatlaklarda kullanmanız çok faydalı olacaktır. Hamilelik esnasında ise gün geçtikçe büyüyen göbeğinize badem yağıyla masaj yapmanız faydanıza olacaktır.

Badem ağacı gülgiller familyasındandır. Badem ağacı pembe ve beyaz çiçekler açar. Nerdeyse dünyanın her tarafında yetişen badem ağacının meyvesi olan badem, acı ve tatlı badem olarak iki cinstir.

Tatlı bademin faydalarını başka bir yazıda ele alacağız.  Acı badem hakkındaki bilgileri bu yazımızda bulacaksınız.

Acı Badem, Acı Badem Sütü, Acı Badem Yağının Faydaları

Dikkat: Acıbadem gıda değildir. çünkü öldürücü derecede zehirlidir. 3-4 adet acı badem yendiğinde öksürük kesici, idrar söktürücü, ve kurt düşürücü özellikleri vardır. 8-10 adedi  zehirleyici olabilir. 20 adet alındığında öldürücü etkisi belirlenmiştir.

Acı Bademin Faydaları

Acı baden karaciğer, dalak ve böbreklerde meydana gelen tıkanıkları açıcı özelliğe sahiptir.
Acı badem göğüs ve akciğer hastalıklarında meydana gelen kan tükürmeye karşı faydalıdır.
Acı badem dalak, böbrek, kulunç ve göğüs ağrılarına karşı dafaydalıdır.
Dikkat: Tedavi amacıyla bir defada on tane kadar acı badem alınabilir. ( Yine de zehirlenmeye karşı daha az sayıda tüketmenizi öneririz)
Acı Badem Yağının Faydaları

Acı badem yağının  öksürük kesici, şeker düşürücü özellikleri vardır. Acı badem yağı güneş yanıkları, kuru ve çatlak cilt bakımında da etkilidir.

Acı badem yağı nasıl kullanılır?
Dâhilen bir fincan suyun içine 2-3 damla damlatılarak içilir. Haricen ise cilde masaj biçiminde sürülmesi önerilir.

Acı badem sütünün faydaları: Acı badem sütü ne işe yarar?

Acı badem sütü cilt için faydalıdır. İyi bir temizleyicidir, özellikle makyaj temizliğinde kullanılır.

Acı badem kreminin faydaları: Acı badem kremi ne işe yarar?

Acıbadem yağı ilavesiyle yapılan acıbadem kreminin nemlendirici özelliği vardır. Acı badem kremi yoğun nemlendirme ve hızlı emilme özelliğine sahiptir. Kuruma ve çatlamaya karşı cildi koruyucudur. Özellikle hamilelik döneminde kullanılan acı badem kremi yırtıkları ve çatlaklar için faydalıdır. Acı badem kremi cildi güzelleştirir ve besler.

Üzüm suyunun faydaları

Cuma, 27 Ağustos, 2010

Üzüm, cildi güzelleştirici antioksidan içeren meyvelerdendir. Üzüm suyu, hem kalp ve damar sağlığına faydaldıır. Hem genç kalmak isteyenler için mucizevi bir meyvedir.

Sağlıklı bir ömür için faydalanılması gereken meyvelerden olan üzüm, içeriğindeki antioksidan ve e vitamini sayesinde ciltteki yaşlanma belirtilerini ve güneş lekelerini yok eder. Zamanla ince kırışıklıkları dahi yok edebilme gücüne sahip olan üzüm, sağlıklı bir uzun yaşam için tüketilmesi gereken besinleri içermektedir.

Üzüm, yüzyıllar boyunca insanların tükettiği meyvelerdendir. Üzüm, kalp ve damar sağlığına faydalı olduğu gibi, saç bakımında da kullanılabilmektedir. Üzüm, suyu bir tülbentden geçirileren çıkarıldığında saç uçlarındaki kırıkları giderici birer serüm olarak kullanılabilinir.

Ayrıca, üzüm tanelerinini direk olarak yüzünüzde kullanabilirsiniz. Bir üzüm tanesini ısırarak ikiye böldüğünüzde tıpkı yüzünüzü toniklermişcesine cildinizde gezdirebilir, yüzünüzü en az üç saat yıkmayıp, üzüm özünün  yüzünüzü pürüssüzleştirmesini sağlayabilirsiniz.

Batı Nil Ateşi Hastalığının Belirtileri

Çarşamba, 25 Ağustos, 2010

Gün geçmiyor ki salgın hastalıkların bir yenisi daha gündeme gelmesin. Bu sefer beyin iltihabına neden olan virüsleri taşıyan sivri sinekler Yunanistan üzerinden Türkiye’ye geliyor.

Yunanistan üzerinden gelen sivrisineklerin ısırması ile bulaşan ölümcül “Batı Nil Ateşi” isimli hastalıktan Manisa’da 6 kişinin hayatını kaybettiğinin açıklanmasının ardından Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı alarmda.
DİYARBAKIR – Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı, Yunanistan üzerinden gelen sivrisineklerin bulaştırdığı ve adına “Batı Nil Ateşi” denilen hastalık nedeniyle Manisa’da 6 kişinin hayatını kaybetmesi üzerine oluşabilecek olumsuzluklara karşın alarma geçerek, kent genelinde sivrisineklere karşı ilaçlama çalışması başlattı. Vatandaşların tedirgin olmaması için hassasiyet ile çalışmalarını sürdürdüklerini belirten belediye ekipleri oluşabilecek olumsuzluklara karşı vatandaşların tedirginliğe kapılmaması için ellerinden gelen tüm çabayı göstermesi ise dikkatlerden kaçmadı.

Batı Nil virüsü nasıl bulaşır?

Batı Nil Virusu, insanlar, atlar, kuşlar ve vahşi hayvanlarda çeşitli nörolojik semptomlara neden olan ve artropotlarla bulaşan bir flavivirustur. Virus; Amerika, Asya, Afrika ve Avrupa’da, özellikle Akdeniz’e sınırı olan ülkelerde insanlar ve köpek, at, kuşlar gibi çeşitli hayvanlarda hafif ateşli hastalıklar, menenjit, ansefalit ya da ölümlerin nedenidir.

Belirtiler ve Bulguları nelerdir?

Doğal olarak oluşan enfeksiyonlarda inkubasyon periyodu 2-15 gün arasındadır olup genel olarak 1-6 gündür. Batı Nil Virusu enfeksiyonu bir çok olguda hafif şiddetle seyreder. Sivrisinek ısırıkları ile infekte olan bir çok kişide hastalık asemptomatik seyirli olabilir. Batı Nil Virusu enfeksiyonlarının semptomları baş ağrısı, ateş, vücutta ağrı, deride kızarıklıklar, lenfadenopati şeklinde görülmektedir. Daha şiddetli olgularda baş ağrısı ile birlikte görülen yüksek ateş, vücut kaslarında zayıflık, boyunu dik tutamama, uyuşukluk, zihinsel karışıklık, koma, kas titremeleri, konvülziyonlar ve sonuçta paraliz şekillenir. Mortalite oranı (Ölüm oranı) %3-15 arasında değişmektedir. Yüksek mortalite genellikle yaşlı insanlarda (50 yaş ve üzeri) görülmektedir.

Tedavi ve korunma yöntemleri

Batı Nil Virusü enfeksiyonunun bilinen bir tedavisi yoktur. Enfeksiyonun tedavisi önce destek tedavisi şeklinde olmalıdır. Batı Nil Virusu ensefali olan hastalar hastaneye yatırılmalı ve sağıtılabilir santral sistemi lezyonları ortadan kaldırılmalıdır. Analjezikler ve antipiretikler antipiretikler hastalığın ılımlı seyrettiği durumlarda yararlı olabilir. In vitro çalışmalar BNV karşı ribavirin, interferon, pirazidin nükleozitlerin aktiviteleri gösterilmiştir. Farelerde BNV enfeksiyonu için BNV antikorlarını içeren immunglobulinlerin intravenöz uygulamaları profilaktik ve terapötik etkinlik göstermiştir. İnfekte sivrisinek ve keneler ile insanlar arasındaki temasın azaltılması BNV enfeksiyonundan dolayı oluşan mortalite, morbitide ve enfeksiyon oranlarının düşürülmesine yardımcı bir yoldur ve bu, kişinin korunması ve sivrisinek, kene vahşi kanatlı yani vektör kontrol aktiviteleri ile yapılır.

Kişisel korunma kriterlerinde önemli noktalar:

1) Kenelerin beslenmelerini destekleyen yerler ve kaynakların yok edilmesi,
2) Pencere ve kapıların sivrisineklerin geçişine engel olacak perdeler ile kaplanması,
3) Uzun kollu giysiler ve pantolonların tercih edilmesi,
4) N, N-dietil-m-toluamit (DEET) ya da permetrin gibi haşere kovucuların kullanılması,
5) Enfeksiyon yayılmasında önemli rol oynayan hayvan grupları hakkında veteriner hekimlerin bilgilendirilmeleri
ve sinir sisteminde enfeksiyon görülen at, köpek ve kanatlı hayvanların saptanması,
6) Halk sağlığı konusunda çalışan hekimlerin ve halk sağlığı laboratuarında çalışan personelin bilgilendirilmesi

DİHA

Batı Nil Ateşi, yüzde 80 klinik belirti vermiyor

Çarşamba, 25 Ağustos, 2010

Numune Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Şefi Doç. Dr. Hürrem Bodur, Batı Nil Ateşi hastalığının yüzde 80 oranda klinik belirti vermeden geçtiğini belirterek, “Domuz gribi, Kuş gribi, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı gibi panik oluşturacak bir şey değil.” dedi.

Bodur, CİHAN’a yaptığı açıklamada Manisa’da 6 kişinin hayatını kaybettiği vakalarda ilgili belirtilere bakıldığında Batı Nil Ateşi hastalığının ön plana çıktığını söyledi. Ancak, bunu teyit eden herhangi bir sonuca ulaşılamadığının altını çizen Bodur, araştırmaların devam ettiğini vurguladı.

Hastalığın Manisa ile sınırlı olduğunun, panik oluşturacak bir durumun söz konusu olmadığının altını çizen Bodur, şöyle devam etti: “Eğer bu hastalık Batı Nil Ateşi ise, çok spesifik bir tedavisi yok. Şu ilaç kullanılır, diye bir tedavi şekli bugün için dünyada yok. Deneme aşamasında bazı ilaçlar var ama onların da etkili olup olmadığı henüz belli değil. Destek tedavisi, tedavinin temelini oluşturuyor. ”

Hastalığın ne olduğunun tam olarak bilinemediğinin altını çizen Bodur, “Eğer Batı Nil Ateşi ise, bu sivrisineklerle insanlara bulaşıyor. Temel korunma da, sivrisineklerle mücadele olacak. Belki kişisel olarak uzun kollu giymek, cibinlik içinde yatmak veya sinek kovucuları kullanmak etkili olabilir ama, kitlesel olarak sivrisineklerle mücadele etmek uygun olabilir, eğer bu kaynaklı olduğunu gösterebilirsek. Şimdilik bir şey söylemek, bu açıdan erken.” diye konuştu.

Şu anda Yunanistan’ın Selanik bölgesinde Batı Nil Ateşi salgını olduğunu aktaran Bodur, bugün itibariyle de Rusya’da böyle bir salgın olduğu bilgisini aldıklarını kaydetti. Ortadoğu ülkelerinde Batı Nil Ateşi’nin yıllardır görüldüğü bilgisini veren Bodur, “İtalya ve Fransa gibi Avrupa’nın bazı ülkelerinde de şimdiye kadar tanımlanmış bir durumdu. Yunanistan ilk defa tanımlıyor. Eğer tanısı konursa, Türkiye de ilk defa klinik tanımlanmış olacak.” şeklinde konuştu.

Batı Nil Ateşi Hastalığı’nın yüzde 80 klinik belirti vermeden geçtiğini dile getiren Bodur, “Geriye kalan yüzde 20′sinde klinik belirtiler ön planda oluyor. Bunların yüzde 1-2′si beyin iltihabı oluyor. Ölüm onlarda görülüyor. Domuz gribi, Kuş gribi, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi gibi panik oluşturacak bir şey değil.” dedi.

GÖNÜL YORGUNLUĞU

Salı, 24 Ağustos, 2010

Bir bilgeye sormuşlar:
Efendim canınız ne istiyor? Bilge cevaplamış:
Canım hiçbir şey istememeyi istiyor.. ve devam etmiş… Bu ruh halinin
adı gönül yorgunluğudur…
Benim de geçenlerde böyle bir gönül yorgunluğum oldu. Gün, birbirine karışmış günlerin en sonuncusuydu. İşte o günün saçma bir saatinde, canım hiç bir şey istememeyi istiyordu. Ne akşamdı, ne sabah, ne de akşam üstü.  Uyku için çok erkendi ama kalkıp bir şeyler yapmak için ise çok geçti. Yazı yazmak bile istemiyordum. Kitap okumak zaten olmazdı. Televizyon seyretmeyi hiç sevmiyorum ki o zaman seyredeyim…
Dışarı çıkmak istemiyordum. Caddedeki pastahanede tavuk göğsülü kazandibi yedikten sonra neler yapacağımı bile düşünmek istemiyordum. Sonra ani bir kararla kendimi dışarı attım. Bu yürüyüş bedenimi yorabilir di belki ama ruhumu dinlendirir diye düşündüm. Gerçekten de kavga eden iki kişi, el ele dolaşan sevgililer, ağacın altından birden fırlayan kedi, arabanın fren sesi biraz dikkatimi dağıttı. Birden çok hızlı yürüdüğümü farkettim. Bir yere yetişecekmiş gibi yürümek, büyük şehirde yaşamanın verdiği alışkanlıktan kaynaklanıyor herhalde. Hemen kendimi yavaşlattım, hatta biraz durup etrafı seyrettim. Sonra herhangi bir yere yetişmiyormuş gibi, sanki bugün diğer tatil günlerinden daha tatil gibi hissedip; sakin, huzurlu, yavaş, koşuşturmadan yürümeye devam ettim.
Lokma tatlısının sırasına dahil oldum. Çok komikti… aslında yemek istemiyordum ama yine de sıraya girdim. Bu paradoksu aklımdan geçirirken mutlu maymun gibi sırıtmış olmalıyım ki; önümdeki yaşlı teyze birşeyler söyleme gereği duyarak, kenarda duran adamın kızı öğretmen olarak atandığı için bu hayırı yaptığını söyledi. Lokmayı aldıktan sonra ”hayırlı olsun” demek için bile, bu sıraya girmenin iyi olduğunu düşünüp beklemeye devam ettim. Hayat bazen ne güzel yönlendiriyor insanı… hiç aklımda yokken, yemek istemediğim lokma tatlısı poşeti ile evin yolunu tuttum. Bugün ki tek kararlı davranışımı sergileyerek, evde kendime çay demlemeye karar verdim. Daha bir farklı yürüyordum artık… Emin adımlarla eve yöneldim.
Eve girerken sokak lambasının arkasındaki muhteşem gece mavisine bakarak içeri girdim. Çay demlenirken yapacak bir şey yoktu. Biraz etrafa bakındıktan sonra  muhteşem kitap okuma koltuğuma şöyle bir kuruldum. Kitaplar bana baktı, bugün onlara burun kıvırdığım için kapris yapıyorlardı sanki. Ama ben hiçbirşey yapmak istemediğim konusunda kararlıydım. O yüzden onlarında bana sitem etmeye hakları yoktu. Koltuğu hafifçe televizyona doğru çevirdim. En güzeli televizyonda hiç bir şey seyretmek olduğuna karar verdim. Çayımı ince belli ve geniş basenli komik bardağıma koyup, en yavaşından koltuğa keyiflice yayıldım.
Bir ara yazmaya karar verdim gibi oldu. Ne de olsa kendimi bu yazılarla, kelimelerle ifade edebiliyordum. O halde yazmalıydım. Sacide’den (sözlerine değer verdiğim nefis insan) korkuma yazmak da istemedim. Ama son bir kararla elime kalemi aldım. Kişi kendini kelimelerle ifade ediyorsa, yine o kelimeler insanı sevindirebilir, üzebilir, kırabilir, dokunabilir, kaldırıp yerinden hoplatabilir… çünkü o kelimeler insanın kendidir. Yaza yaza ancak bunları oluşturabildim. İnsanda gönül yorgunluğu olunca, yazı da gönül yorgunluğu üzerine yazılınca bundan daha iyisi de olmaz diye düşündüm. Varsa bir kusuru, lütfen sizde mahsur görün…

Ramazanda Sağlıklı Beslenme

Salı, 24 Ağustos, 2010

Ramazna ayında doğru beslenmek çok önemlidir. Özellikle doğru gıdaların alınması, yeterli düzeyde sıvı tüketilmesi, olası sağlık sorunlarının yaşanmaması için çok önemlidir.

Ramazan ayının yaz mevsimine denk gelmesiyle birlikte, günlerinde uzun olması oruç tutan insanların hayli zorlanmasına neden olur. Sıvı alımını dengelemek için iftar ve sahur arasında tüketilecek su miktarı çok önemlidir. Su, su olarak tüketilmeli, çay veya meşrubat olarak alınan sular, tüketilmesi gerekilen su miktarından sayılmamalıdır.

İftar ve sahur arasında en az iki litre su içilmesi, sağlıklı bir ramazan geçirilmesi için gerekir. Bunun yanında tüketilebilinecek mürdüm eriği kompostası, kayısı ve elma kompostaları olabilir. Tületilecek içeceklerin, hoşafların, bütün gün aç ve susuz kalan bünyelerde olumlu etikler yapacağı aşikardır.

Yemek seçiminde ise yağlı ve ağır yemeklerden uzak durmalı, özellikle kırmızı et çok az oranda tüketilmeli, genellikle balık, tabuk gibi daha sağlıklı olan beyaz et tercih edilmelidir.

Tatlı Su Yosunu Nedir? Faydaları Nelerdir?

Pazar, 22 Ağustos, 2010

Tatlı su yosunu, yüzyıllardır genetiğini değiştirmeden dünya üzerinde varolmaya devam eden faydalı bitkilerden biridir. Su içerisinde yaşayan klorofilli bitkilerdendir. Dört grupta incelenirler, mavi su yosunları, esmer su yosunlar, kırmızı su yosunları ve yeşil su yosunları. İyon elde etmek, soda ve potas üretmek için tıp ve tarım alanlarında kullanılır. dünya üzerinde birçok ülkede gıda olara tüketilir, ülkemizde çok yeni yaygınlaşmaya başlamıştır.

Tatlı su yosununun faydaları ise; kansere iyi gelir, içeriğindeki antioksidanlar oldukça yoğundur o nedenle gençleştirici etkileri vardır. Ayrıca ciltte oluşabilecek her türlü hasara karşı mükemmel şekilde koruma sağlar. Tıp alanında ise fistüllü yaraları genişletme amacıyla kullanılır.

Kadınların ilgisini çekecek çok önemli bir özelliği vardır, yüzeyden uygulandığında zayıflatıcı etkisiyle beden daralmalarına neden olur.

Tatlı su yosunu hem genç kalmak hem zayıflamak isteyen hanımların kullanması gereken faydalı bir su bitkisidir.

Yakında: Tatlı su yosununu zayıflamak ve tüketmek için ne şekilde kullanabiliriz?

Aşk Nedir? Nerdedir?

Pazar, 22 Ağustos, 2010

Geçen gün dolmuşta arkadaşlarla giderken, on yaşlarında bir çocuk kenarda duran çifti göstererek

-             Aaa, dudak dudağa öpüşüyorlar! dedi

Yanındaki küçük çocukta gayet hazırcevap bir şekilde,

-             Belki yeni aşık olmuşlardır… dedi

Altı yedi yaşlarında ki bir çocuğun ağzından böyle lafları duyunca çok hoşuma gitti. Ne kadar hoş, ne kadar doğal. Herhalde etrafında eskimiş ilişkiler olduğundan çocuk böyle bir görüntüyü direk olarak yeni aşık olmakla birleştirdi. Ama yine de bu dialoğu duyan herkesin yüzünü güldürmeyi de başardı. Hanım arkadaşlardan biri Radyoda çalmaya başlayan Ayla Algan’ın şarkısıyla aşk kelimesi ile bağdaştırarak

-             Issız Adam filmi ne güzeldi değil mi? Dedi. Ben de;

-             Hanımlar bu filmden neden bu kadar etkilendiler anlamadım. Bence film fena değildi ama adamın canladırdığı karakter bir tuhaftı.

-             Romantik bir adam, aşk, terkedilme kadınları en çok bu etkiledi herhalde

-             Ama adam psikolojik problemleri olan bir manyak. Abuk subuk ilişkiler içine giren, doğrularını oturtamamış tuhaf bir adam.

O sırada öbür koltukta oturan esmer bir hanım kızgın bir ifadeyle;

-              Erkeklerin hepsi böyle yapıyor… önce kadını etkilemek için herşeyi yapıyor sonra sebepsiz yere terkedip gidiyorlar.

Sert bakışlı doğu aksanı ile konuşan şoför birden söze girdi!!!

-              Kadınlarda böyle yapıyorlar ama abla…

Hepimiz donmuş bir şekilde şoföre bakarken, o da bana doğru dönerek ”öyledeğil mi?” diye sorar gibi baş hareketi yaptı. Ben de bu ifade üzerine kendime gelip;

-             Evet evet aynı şeyi kadınlarda yapıyor. Dedim

Benim şoförü destekler tarzda konuşmam esmer hanımı daha da kızdırdı. Hanım şoföre dönerek;

-             Ne alakası var canım… Kadınlar erkeklerin duygusal yönüyle oynamazlar.

O sırada radyoda Ayla Algan’ın şarkısı bitmişti. Ama muhabbet hararetle devam ediyordu. Bizim sert bakışlı şoför az önce söylediğini desteklemek istercesine;

-             Aynı şey abla… kadınlarda çok bırakıyor… diyerek yine benim yüzüme baktı. Ben de sihirli kelimeyi söyledim.

-             Müsait bi yerde inebilirmiyiz.

Dolmuştan inerken kız hala şoföre sanki önemli bir memleket meselesinden bahsediyormuş gibi bir şeyler anlatıyordu.

Konu öpüşmeden aşka oradan ilişkilere oradan da bir tartışma ortamına nasıl geldi bilmiyorum ama sonradan bizi uzun bir süre güldürdü.

Biz toplum olarak her konuda, işin özünden çok şekilciliğe önem verdiğimiz için gerçeklikten hep böyle uzaklaşıyoruz. Çok uzun yıllar önce kalbin gerçek şeklinin çizilen kırmızı o yuvarlak güzel şekilden çok daha farklı olduğu kanıtlanmasına rağmen nedense biz hala böyle çizmeye devam ediyoruz. (bu son cümle şakaydı)

Aslında aşk şeklen tarif edilebilen bir şey değildir. Doğru ile yanlış, gerçek ile hayal arasındaki fark gibi tanımlanamayan bir kavramdır. Kime göre doğru, kime göre hayal olduğunu tanımlayamazsınız. Sadece hissedersiniz. Diğer tüm insanlara normal bir birey gibi görünürken siz onu tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden bir türlü kopamadığınız ilahi bir yaratık olarak görürsünüz. Dünyada ondan sadece bir tane varmış gibi hissedersiniz. Onu görünce avuçlarınız terler, kalbiniz çarpar. Onun söylediği her cümle güçlü anlamlarla yüklüdür. Ama en kötüsü de, o üzüldüğünde sizinde yüreğiniz acır. Tüm bunların sonunda genelde bu duygular karşılıksız verilmiş bir yığın göz yaşı borcu ve hüzün ile tamamlanır. ”Issız Adam” filmindeki güzel gözlü kızın yüreğindekiler o filmi seyreden ve kendi hayatından bir şeyler katan zarif hanımların gözlerinden dökülür.

Derler ki; gözyaşları yüreklerdeki alevleri söndürmek için akarmış. Bu yüzden filmin arkasından damlatılan bu göz yaşları sizi bir nebze olsun rahatlatacaktır. Belki onu hayal etmenizi belki de elinize bir telefon alıp o zalimi arama cesareti verecektir.

Neyse; yorumlar ne olursa olsun yüreğiniz sevgi dolsun.

Bireysel Gilişim: İkili İlişkiler

Cuma, 20 Ağustos, 2010

Yeni olaylar, yeni fikirler, farklı bakış açıları tüm bunların hepsi gelişmiş beyinlerin mutluluğudur. Ve tüm bu fikirler ortaya koyulup görüşler paylaşıldıkça peşinde koştuğumuz şeyi yani doğruyu bulabiliriz.
Ancak yaptığım sohbetlerden ilişkilerle anlatmak istediklerimi tam olarak ifade edemediğimi farkettim. Zaman zaman yazılarımda duygusallık ön plana çıksada analitik düşünce sistemi içerisinde yatişmiş bir bilim uğraşanı olarakmatemetiksel yaklaşımlarda da bulunmaktan kendimi alamıyorum. Söyle ki; gerçeklik 1, hiçlik 0 olarak kabul edilirse ve evrendeki herşey bu gerçeklik ve hiçlik arasındaki kombinasyonlardan oluşuyorsa herşeyin dümdüz bir açıklaması olması gerekir.
Tekrar ilişkilere dönerek devam edeyim. Kesinlikle insanın hayatında güzel günler, güzel şeyler olmalı, romantizm yaşanmalı. Benim orada esas anlatmak istediğim şuydu… Adam kızı gerçekten çok sever. Ama 14 Şubat öğretisini yaşamak istememektedir. Buna rağmen daha önceden bildiği birkaç mekana giderek ayarlama yapmaya çalışır. Ama hepsi bir ay öncesinden rezerve edilmiştir. Bu durum, onun konuyla ilgili geriliminin daha da artmasına neden olur. En sonunda kıza açılmaya ve gerçek olanı yaşamaya karar verir.
Şimdi burada olayın ikinci boyutu yaşanmış olsaydı yani sevdiğine herhangi bir şey söylemeden romantik bir akşam yemeği yeselerdi, kendi içindeki çatırdamanın ilk kırılma noktası yaşanmış olacaktı. Dolayısıyla da ilişkinin… aslında ”ayrılmanın doğum günü” kavramından kastettiğim buydu. 14 Şubat güzel bir gün. Sevdiğinizle birşeyler paylaşmak veya onu etkilemek için güzel bir fırsat olabilir ama içinizden geliyorsa… Öğretildiği için değil… Olması gerektiği için değil… Sadece içinizden geldiği için. Sadece gerçek, bir o kadar da dürüst ve anlamlı.
Özel bir gün mü istiyorsunuz? Alın size doğum günü. Doğum günün de isterseniz koca bir salon kiralayıp, yüzlerce kişiye yemek verin. Çünkü o gün sen doğdun veya o doğdu. Bundan daha güzel bir gün olabilir mi? O gün sevdiğin muhteşem insan doğdu. Senin filminin başrol oyuncusunun en özel günü. Tüm yaşayan ve yaşanmış olan herşeyin arasına sıkışmış duyguları çıkartıp söyleyebileceğiniz muhteşem gün… O gün verilecek hiçbir hediye, sevgiliye bakan bir çift anlamlı gözden daha değerli olamaz. Alın size ilişkinizin en özel günü.

Sevgiyle kalın…yanında bir sevgili de olursa hiç fena olmaz…

Aura, Epilepsi Ve Migren

Cuma, 20 Ağustos, 2010

Nöroloji rahatsızlıkları genellikle beş duyumuzun hasar görebileceği, önlem alınması ve mutlaka uzman kontrolüne başvurulması gereken rahatsızlıklardır.

Ağrı, tüm hastalıklarıda yol göstericidir. Hastaların şikayetleri, ağrıları tedavi için ışık tutar. Tanı çok önemlidir. Pekçok nöroloji rahatsızlıklarında ortak ilaçlar kullanılınabilinir, bu rahatsızlıkların aynı olduğunu göstermez. Epilepsi, nöbet şeklinde zuhur eder. Aura ve Migren rahatsızlığı da nöbetler şeklinde kendini gösterir. Aura, migren rahatsızlığı olan hastaların küçük bir kısmında görülen, görme, duyma ve denge bozukluğu halleridir. Aura, her migren hastasının yaşayacağı türden birşey değildir. Genellikle aura, görmede sanki uzak bir tünelin içinde bakıyormuş gibi veya zikzaklı nesnelere bakarken bulanık görme, veye tamamiyle görememe şeklinde ortaya çıkar. Bu geçici bir haldir, aura nın bitmesinde yaklaşık birkaç dakika sonra migren ağrısı nöbeti gelir. Her migren ağrısından önce aura nöbeti gelmez ve aura nöbetleri ağrılı değildir.

Beyin, küçük yaşlardan itibaren korunması gereken, bedenimizin en önemli organlarından biridir. Küçük yaşlardaki travmalar, yoğun stres altında yaşamak, depresyona meyilli olmak ve doğru beslenmemek beyin rahatsızlıklarına nedendir.

Migren ve Epilepsi hastalarının düzenli kullanması gereken ilaçları, uymaları gereken yaşam kuralları vardır. Tüm bunlara dikkat edildiğinde nöbetler daha hafif geçebilir. Migren rahatsızlığı olan kişiler, asitli içecekler ve tüm turunçgillerden uzak durmalı, aşırı tatlı, tuzlu yemeyerek tansiyonlarını dengede tutmalıdırlar. Ayrıca alınan ilaçların kuvvetli olmasından dolayı mideye verilebilinecek zararı da düşünerek mutlaka bir mide koruyucu kullanmaları gerekir.

Epilepsi rahatsızlığı olan hastalarınsa çok fazla parlak ışığa, rengarenk ışıkları ve zikzaklı deselere uzun süre bakmadan, almaları gereken ilaçları düzenli olarak alarak mutlu ve daha az ağrılı bir yaşam geçirmeleri mümkündür.

20′lik Diş Ağrısı Ve Bitkisel Çözüm

Cuma, 20 Ağustos, 2010

Diş ağrısı, tüm ağrıların yanında en fazla sinir bozan ağrı çeşitidir. Özellikle 20lik dişler hem çıkarken hem çürüdüğünde çok feci ağrı yaparlar. Yirmilik dişler insanlarda yirmili yaşlarda çıkarlar, ağızda en arkadadırlar. Bazı insanlarda yirmilik dişler çıkarken, çenede boş yer olmamasından dolayı yan, eğri şekilde damak içinde büyürler. Bu ağrılı bir süreç yaşatır. Uzman hekim, bu dişi damak içerisinden ameliyatla alır ve ağrı sonlanır ancak bu en kötü senaryodur. Bu her insanda böyle olmaz, dişler ağız içinde damak üzerinde dizili şekilde dururlarken milimetrik hareketler yapabilirlez, zaman içerisinde dişlerde aralanma, sıkılaşma olmasının nedeni budur. 20lik diş çıkarken dişler sıkılaşır, 2olik dişe yer açarlar, bu sırada diş çıkmaya çalışırken ateş, baş ağrısı yapar. Özellikle gece geç saatlerde sancısı çok faza hissedilir, uykudan uyandırabilir.

Yirmilik dişlerin çürümesi de ayrı bir derttir. Çürüdüğü çok zor anlaşılır genellikle ağrının nedeni olarak baş ağrısı, migren gibi nedenler zannedilir ancak yirmilik diş, feci bri baş ağrısı verir, başın yarısı çene dahil ağırabilir. Hatta yirmilik diş çürüdüğünde sanki başka dişler ağırıyormuş gibi  çeneye dağılan bir ağrısı vardır.

Diş çürükleri kalp rahatsızlıklarına neden olabildiği için dişçiye gitmeyi ihmal etmemek gerekir. Diş doktorunuz çürüyen yirmilik dişi dolgu, kanal tedavisi gibi işlemlerden geçirmeyi tercih etmeyecektir. Çekilecektir dişiniz. Ancak diş çekme operasyonu zannedildiği gibi ağrılı değildir.

Dişin varolan ağrısını dahi sonlandıracak anestezi yapılır, dişçinizin profesyonelliğine bağlı olarak 30 saniye ile 1 dakika arasında dişinizden kurtulabilirsiniz.

Diş ağrılarının genelinde geçici müdehale için önerilebilinecek bitki, karanfil yağıdır. Aktarlardan alınabilinecek karanfil yağı, pamuk yardımıyla ağrıyan dişin üzerine koyulabilinir, kısa sürede ağrıyı keseceği görülecektir. Ancak geçici bir çözümdür, doktorunuza gitmeyi geciktirmeyin, çünkü diş ağrıları kulak ağrısından kalb sorunlarına kadar pekçok ağrı ve hastalığın tetikçisidir.

Ayrıca sağlıklı bir ağız mutlu bir ruh hali demektir. Ağız sağlığı ve ruh sağlığı arasındaki doğrudan bağlantıyı olumlu yönde kullanmanız açısından, ağız sağlığınıza dikkat etmenizi, böylece depresyondan uzak bir ruh haline sahip olabilirsiniz.

Böcek Sokmaları

Perşembe, 19 Ağustos, 2010

Yılan, akrep, çeşitli haşere ve böcek sokmalarında yapılması gereken ilk yardım şu şekilde olmalıdır, diyelimki bir yılan soktu, yılanın soktuğu yer eskiden emilip atılması şeklinde yardım öneriliyordu. Ancak bu çok tehlikeli, çünkü ağızdaki çürük diş ve tükürük bezleriyle enfeksiyon kapma riski oluşuyor.

Çiftli turnike yaparak,  ısırılan yerin 3-4 cm üstünden ve 3-4cm altından sıkıyoruz, ve ısırılan bölgeye soğuk, buz koyuyoruz.  Bu zehirin dağılmasını engelliyor.  Isırılan bölgeye aleovera jellerinin faydası vardır. Isaırılan bölge kalp’e ne kadar yakınsa, zehirin zarar verme süresi o kadar kısalır.

Ayaktan soktuğu zaman ilk anda ciddi bir reaksiyon verilmeyebiliniyor fakat ayakta lenf dolaşımı daha yavaş  yavaş yukarı çıktığı için sürea uzayabiliyor ancak zehir mutlaka zarar veriyor.

Isırılan bölge kaşındığı zaman enfekte oluyor, kaşımak tehlikeli buz kompleksi ve aleovera jelleri çok faydalı.

Varis Tedavisi Nasıl Olmalıdır?

Perşembe, 19 Ağustos, 2010

Varis, özellikle sıcak günlerde daha fazla ağrı yapan damar hastalığıdır. Sıcak günlerde daha çok ağrı yapmasının nedeni, sıcağın damarları genişletmesidir. Varis, özellkle bacaklarda kalın, siyah görünümlü damarlar şeklinde kendisini gösterir. Halk arasında basür olarak bilinen hemoroid rahatsızlığı, varis hastalığının neden olduğu rahatsızlıklardan biridir.

Karahalle bitkisi basüre, varis rahatsızlıklarına birebirdir. Gotukola ve zerdacal damarları büzüştürür ve rahatlatır. Sülük tedavisi de iyi gelir. Aşırı yaz sıcağında çok önerilmiyor ancak uzman kontrolünde bahar mevsiminde denenebilir. Çok faydalıdır.

Sağlık Bilgileri, Uzun Yaşam Ve Tüm Sağlık Haberleri

Perşembe, 19 Ağustos, 2010

Sağlık hakkında aklınızda oluşan tüm sorulara cevap bulabileceğiniz, hayatınızı kolaylaştıran bilgilerin bulunduğu herkesin göz gezdirmesi gereken bir sağlık sitesi.

Günümüz koşullarında internetin çok büyük bir önemi olduğu su götürmez bir gerçektir, sağlık bilgilerine de internetten çok rahat bir şekilde ulaşabiliriz ” saglikx.org ” bu bilgilere ulaşmanız için doğru adres.

Ender Saraç Zayıflama Seansı

Çarşamba, 18 Ağustos, 2010

Başarılı doktor Ender Saraç, star tv ekranlarında yaptığı programdan, zayıflama seansı hediye edeceğini bildirdi. Bedava zayıflama seansı kazanmak için Ender Saraç programına başvurmanız yeterli olacaktır.

Detoks Nedir? Nasıl Uygulanır?

Çarşamba, 18 Ağustos, 2010

Karaciğeri ve bağırsakları dinlendirmeye, temizlemeye yarayan içecekler, yiyecekler tüketerek bedende bir arınma süreci başlatmak için uygulanan kürdür.
Vucüdumuzdaki serbest radikalleri dönem dönem uygulayabileceğimiz kürlerle beden dışına atmamız gerekir. Böylelikle daha sağlıklı ve dinlenmiş bir bedene sahip olabiliriz.
Karaciğerin dinlenmesi, çeşitli karaciğer hastalıklarından korunmaya yardımcıdır. Bağışıklık sistemi güçlendirici kürlerle detox uygulaması, mevsimsel hastalıklara karşı direnç kazandırdığı gibi uzun ve sağlıklı bir yaşam içinde sağlığın kapılarını açar.
Detox, çeşitli kürlerle doktor kontrolünde yapılabildiği gibi, mevsimlerin belli tarihlerinde yapılması öngörülen, vücudumuzun çeşitli organlarına yönelik faydalı öneriler de bulunmaktadır.
Yaz aylarının en faydalı detoxu karpuz kürüdür. Karpuz, kanı temizler ve kanseri engeller. Kavun doğal ağrı kesici olarak birlikte tüketilebilinir. Metabolizma hızlandırıcı kürlerden olan lahana detoxu, lahana çorbası yapılarak uygulanabilinir.
Zayıflamak için en başarılı kür ise lifli gıdalar tüketerek mevsim meyveleri kürü yapmaktır