Geçen gün dolmuşta arkadaşlarla giderken, on yaşlarında bir çocuk kenarda duran çifti göstererek
- Aaa, dudak dudağa öpüşüyorlar! dedi
Yanındaki küçük çocukta gayet hazırcevap bir şekilde,
- Belki yeni aşık olmuşlardır… dedi
Altı yedi yaşlarında ki bir çocuğun ağzından böyle lafları duyunca çok hoşuma gitti. Ne kadar hoş, ne kadar doğal. Herhalde etrafında eskimiş ilişkiler olduğundan çocuk böyle bir görüntüyü direk olarak yeni aşık olmakla birleştirdi. Ama yine de bu dialoğu duyan herkesin yüzünü güldürmeyi de başardı. Hanım arkadaşlardan biri Radyoda çalmaya başlayan Ayla Algan’ın şarkısıyla aşk kelimesi ile bağdaştırarak
- Issız Adam filmi ne güzeldi değil mi? Dedi. Ben de;
- Hanımlar bu filmden neden bu kadar etkilendiler anlamadım. Bence film fena değildi ama adamın canladırdığı karakter bir tuhaftı.
- Romantik bir adam, aşk, terkedilme kadınları en çok bu etkiledi herhalde
- Ama adam psikolojik problemleri olan bir manyak. Abuk subuk ilişkiler içine giren, doğrularını oturtamamış tuhaf bir adam.
O sırada öbür koltukta oturan esmer bir hanım kızgın bir ifadeyle;
- Erkeklerin hepsi böyle yapıyor… önce kadını etkilemek için herşeyi yapıyor sonra sebepsiz yere terkedip gidiyorlar.
Sert bakışlı doğu aksanı ile konuşan şoför birden söze girdi!!!
- Kadınlarda böyle yapıyorlar ama abla…
Hepimiz donmuş bir şekilde şoföre bakarken, o da bana doğru dönerek ”öyledeğil mi?” diye sorar gibi baş hareketi yaptı. Ben de bu ifade üzerine kendime gelip;
- Evet evet aynı şeyi kadınlarda yapıyor. Dedim
Benim şoförü destekler tarzda konuşmam esmer hanımı daha da kızdırdı. Hanım şoföre dönerek;
- Ne alakası var canım… Kadınlar erkeklerin duygusal yönüyle oynamazlar.
O sırada radyoda Ayla Algan’ın şarkısı bitmişti. Ama muhabbet hararetle devam ediyordu. Bizim sert bakışlı şoför az önce söylediğini desteklemek istercesine;
- Aynı şey abla… kadınlarda çok bırakıyor… diyerek yine benim yüzüme baktı. Ben de sihirli kelimeyi söyledim.
- Müsait bi yerde inebilirmiyiz.
Dolmuştan inerken kız hala şoföre sanki önemli bir memleket meselesinden bahsediyormuş gibi bir şeyler anlatıyordu.
Konu öpüşmeden aşka oradan ilişkilere oradan da bir tartışma ortamına nasıl geldi bilmiyorum ama sonradan bizi uzun bir süre güldürdü.
Biz toplum olarak her konuda, işin özünden çok şekilciliğe önem verdiğimiz için gerçeklikten hep böyle uzaklaşıyoruz. Çok uzun yıllar önce kalbin gerçek şeklinin çizilen kırmızı o yuvarlak güzel şekilden çok daha farklı olduğu kanıtlanmasına rağmen nedense biz hala böyle çizmeye devam ediyoruz. (bu son cümle şakaydı)
Aslında aşk şeklen tarif edilebilen bir şey değildir. Doğru ile yanlış, gerçek ile hayal arasındaki fark gibi tanımlanamayan bir kavramdır. Kime göre doğru, kime göre hayal olduğunu tanımlayamazsınız. Sadece hissedersiniz. Diğer tüm insanlara normal bir birey gibi görünürken siz onu tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden bir türlü kopamadığınız ilahi bir yaratık olarak görürsünüz. Dünyada ondan sadece bir tane varmış gibi hissedersiniz. Onu görünce avuçlarınız terler, kalbiniz çarpar. Onun söylediği her cümle güçlü anlamlarla yüklüdür. Ama en kötüsü de, o üzüldüğünde sizinde yüreğiniz acır. Tüm bunların sonunda genelde bu duygular karşılıksız verilmiş bir yığın göz yaşı borcu ve hüzün ile tamamlanır. ”Issız Adam” filmindeki güzel gözlü kızın yüreğindekiler o filmi seyreden ve kendi hayatından bir şeyler katan zarif hanımların gözlerinden dökülür.
Derler ki; gözyaşları yüreklerdeki alevleri söndürmek için akarmış. Bu yüzden filmin arkasından damlatılan bu göz yaşları sizi bir nebze olsun rahatlatacaktır. Belki onu hayal etmenizi belki de elinize bir telefon alıp o zalimi arama cesareti verecektir.
Neyse; yorumlar ne olursa olsun yüreğiniz sevgi dolsun.