Hiç düşünmeden üzerine bastığımız halının aslında evimize ve hayatımıza ne kadar güzellik kattığının farkında bile olmayız. Neden mi?
Halı tüm evin bütünleyicisidir. Ev de en özel hayatımızın yaşandığı yer olduğuna göre hayatımıza güzellik katan bir bütünleyicisidir.
Mükemmel birçok eşya olsa da halı olmazsa ev boş ve soğuk görünür. Odanıza huzur ve yumuşaklık katar. Seçtiğimiz uyumlu renk ve desenleri ile yerde yatan bir tablo gibidir. Özellikle eskiden el dokuma Isparta halıları çok kullanılırdı. Üzerinde göz nuru olduğundan mıdır, yoksa kullanılan kök boyalarının doğallığından mıdır bilmiyorum insana bir huzur verir. Bir makine halısı gibi kusursuz değillerdir. Eğik büğük şekillerde muhteşem bir ahenk vardır. Bir de o kadar uzun ömürlüdür ki, gerçek bir dost gibi geçmişinizde, bugününüzde ve hatta geleceğinizde de yanınızdadır.
Halı sesleri emer, eğer yerde halı olmazsa ses evde yankılanır. Sıcak bir yuva olmaktan ziyade soğuk ve resmi bir salon havası verir.
Ayrıca kalabalık arkadaş ziyaretlerinde nefis bir oturma ve üzerine yatma yeridir. Özellikle Türk düğümü el dokuma bir yün halının cildinizde yarattığı dokunma hissi mükemmeldir. İhtiyaç duyduğunuzda yumuşak gövdesine yaslanabilirsiniz. Özellikle yorgun bir günün ardından sırtını güvenle çekinmeden dayayabileceğiniz bir arkadaşınızdır.
Hayatımızdaki bazı arkadaşlar da halı gibidir. Çoğunlukla hayatınızda çok önemli bir yer kaplar ve sıcaklık verirler. Ancak onlar sürekli yanımızda olduklarından –hiçbir zaman yanımızdan ayrılmayacaklarını zannetmemizden de olabilir- günlerimiz akıp giderken onların kıymetini çok bilmeyiz. Masanın üzerindeki parlayan bir biblo daha çok dikkatinizi çekerken hayata biraz kuş bakışı bakabilseniz, halının ne kadar önemli bir yer kapladığını, önemli zannetiğimiz önemsiz parlaklıkların ise ne kadar sönük kaldığını fark edeceksiniz.
Şimdi yazıyı baştan okuyun ama yazının başlığındaki halı kelimesini dost ile değiştirin..
İyi ki var dediğiniz bir dostunuz olsun…
Archive for the Category »Ruh Sağlığı «
Mar 2012
Mar 2012
Hayatın engebeli yollarında bir çok insanla karşılaşıyorsunuz. Bu insanların bazıları da hayatınızın içerisine dahil oluyorlar. Birazcık yakından bakınca bazı insanların gördüğünüz gibi olmadığını fark ediyorsunuz.
Örneğin bir adamla tanışıyorsunuz. Boylu poslu bir adam, güzel bir kıyafet, tavırlar, taktığı güneş gözlükleri ile beraber ciddi etkileyici… konuşma desen görmüş geçirmiş bir adam… uzaktan bakınca dağ gibi adam diyorsunuz. Tanışmanızdan bir süre sonra, iş ikili ilişki boyutuna geldiğinde adam özünü göstermeye başlıyor. Bakıyorsunuz o dağ gibi adam boş… bomboş… kof… Birden o karizmanın arkasına sakladığı gerçeği görüyorsunuz. Hayatta hiçbir şeyi oturtamamış, sağlıksız bir takım ilişkileri samimi dostlarıymış gibi anlatan boş bir adam. Dağ gibi bir adam olmuş ama adam gibi adam olamamış. Sadece adam-mış gibi adam. Eskilerden kalma ”boş teneke dik durur, çok ses çıkartır” diye bir laf vardır. Tam bu durum için söylenmiş söz gibi… dışı parlatılmış, hoş görünen bir teneke… biraz yaklaştığınızda içinin boş bir teneke olduğunu anlayıveriyorsunuz.
Bir de bunun tam tersi adamlar vardır. Hani ”özünde iyi adam” derler ya. Ben buna da çok sinir olurum. İçinde, özünde iyiyse; dışında etrafında da iyi olsun. Bir şeylerle içini açıp bakmamız mı gerekiyor.
Hayatta prensibim ”ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün” oldu. Hiçbir zaman giydiğim ceket ile karakterim, hayata karşı duruşum, insanlara davranışım değişmedi. Bu yüzden her iki türden insanı da anlayamıyorum.
Anlatmak istediklerimi tam olarak ifade edebildim mi, bilemiyorum. Tabii ki tüm bunlar kısacık bir deneme yazısı ile ifade edilebilecek şeyler değil. Sadece bir yüksek okulu bitirmekle, makam-mevki sahibi olmakla alakalı hiç değil. Okumuş, mevki sahibi olmuş bir çok adam vardır etrafınızda. Bu tür insanları görmek için biraz etrafınıza bakmanız yeterli. Her şeyi bilir-miş gibi adamlar, sanatçıy-mış gibi adamlar, doktor-muş gibi adamlar, herhangi bir konuda uzman-mış gibi adamlar, yazar-mış gibi, sever-miş gibi, yardımcıy-mış gibi, iyiy-miş gibi, adam-mış gibi adamlar dolu etrafınızda.
Ama bir de bazı insanlar vardır. Onlar orada durduğunda; bazı şeyleri senin için düşünürler, senin yerine sen farkında bile olmadan yaparlar. Senden, kimseden herhangi bir şey beklemeden sadece; insana, hayvanlara, doğaya saygı ve bağlılıklarından yaparlar. Adam gibi adamdır onlar. Onlar kendilerini yetiştirmiş, olgun insanlardır. Güçlü insanlardır. Gerçekten de ”ruhunu ve bedenini terbiye etmek çok büyük irade ister” (Özgür’den) Böyle bir adam buldunuz mu tutunun ona, size yaptığından daha fazla yapmaya çalışın. Onun daha fazlasıyla karşılık verdiğini göreceksiniz. Çünkü arkadaş gibi arkadaştır, dost gibi dosttur onlar. Ana gibi ana, baba gibi baba olurlar.
Son paragraftaki adamlar doldursun hayatınızı…
Mar 2012
Yıllar önce Denizli’nin küçük bir kasabasında ”Erkek Bey” diye birisi vardı. Yarı deli, yarı akıllı bir adam. Hani her kasabada böyle adamlar vardır ya:.. kasabanın bir yarısı onun gerçekten deli olduğunu, diğer yarısı da aslında çok zeki bir adam olduğunu düşünürler. İşte böyle biriydi, Erkek Bey…
Erkek Bey; kimi zaman kasabalıların sohbet için bahaneleri, kimi zaman gülmek için yanına gittikleri bir adamdı. Ama kimi zamanda yaptığı akıllıca konuşmalarla insanları şaşırtan, gülerken acaba bu adam deli rolü yaparak bizimle dalga mı geçiyor diye düşündüren değişik bir insandı.
Ben çocuktum. Tüm çocuklar gibi ben de biraz korkardım ondan ama yine de severdim. Çünkü kendine özgü, olduğu gibi, gerçek birisiydi. Bir gün yanımdan geçerken saçlarımı elleyerek,
* Dersler nasıl küçük ? Dedi.
* İyi amca… (ürkek bir şekilde).
* Aferin… işte böyle okuyup adam olacaksınız. Bunlar gibi buralarda taş oynamayacaksınız.
Gerçek adı neydi, bilmiyorum. Zaten kimse bilmiyordu. O sadece ”Erkek Bey” di. Kahvenin kapısını sertçe açar, ağzında sigara, gözlerinde Kadir abinin şimşek bakışı ile içeriyi süzer. Kahvedekiler bir şey söylemezse öylece kapı açık bir şekilde orada beklerdi. Kasabalılarda onun bu huyunu bildiklerinden,
* Oooo! Erkek Bey, Hoş geldin. Derler.
* Hoş gördük ağalar. Der ve elini kalbinin üzerine götürerek, başını çok eğmeden daha çok gözleri ile bir selam verirdi.
Soba yanıyorsa, sobadan en uzak köşeye giderek oraya oturur, soba civarında oturanlara yine o sert bakışı ile bakarak
* Erkek adam sıcakta oturmaz. Derdi.
Ne tuhaf bir adamdı bu Erkek Bey. Rengi solmuş kahverengi bir pantolon, uzun kollu gömleğin üzerine yeşil renkli bir yelek ve onun da üzerine çizgili cepleri yanlara doğru bombeleşmiş bir ceket giyerdi. Yazın en sıcak havalarında bile o yelek ve ceket çıkmaz, kışın en soğuk günlerinde üzerine ilave bir şey giymezdi. Filtresiz ince sarma sigarası, sürekli ağzının sağ alt köşesinde her an ağzından düşecekmiş gibi dururdu. Onunla konuşur, onunla bir şeyler içerdi. Ben çocuk aklımla dudaklarında kül tablasındaki gibi bir girinti olduğunu düşünürdüm. İşin garip tarafı o sigara ancak tırnaklarının ucuyla alınabilecek kadar küçüldükten sonra maharetli bir şekilde onu oradan alarak atardı. Nasıl dururdu, nasıl ağzı yanmazdı, nasıl tutardı bir türlü anlayamazdım.
Aslında onun kim olduğunu tam olarak bilen yoktu. Bir çok kişi onun dağda yalnız yaşayan deli bir kadının çocuğu olduğunu söylüyordu. Bir kısım insan da onun kara sevda yüzünden bu hale geldiğini düşünüyorlardı. Hatta büyük bir kısım insanda; onun Türk filmlerindeki gibi, ünlü bir doktor veya mühendis olduğunu aşırı zekadan delirdiğine inanıyordu. Hangi senaryo doğru olursa olsun herkesin bildiği tek bir şey vardı. O ”Erkek Bey”di. Belki de diğer tuhaf insanların taktıkları maskeleri takmadığı için bize tuhaf geliyordu. Alabildiğine doğal, alabildiğine gerçek.
Yıllar önce Ferhan Şensoy, ”Ferhangi Şeyler” oyununda ismini soranlara,
* Varsayalım İsmail, şu ana kadar şimdiye kadar Ferhan oldu da ne oldu?
Diyordu… Varsayalım Erkek Bey ne fark eder ki. Zaten isimlerin ne önemi var ki? O insanlara varlığı ile mutluluk veriyor, onları güldürüyor, şaşırtıyordu.
Hayatınızda değişik ama maskesiz insanlar olsun…
Mar 2012
Tatil yaklaşırken anne babaları da bir telaş sardı. “2 hafta sürecek tatil boyunca çocuğum derslerinden uzak kalacak mı, tatili sadece oyun oynayarak mı geçirecek ya da tatil dönüşü uyum problemi yaşayacak mı” şeklindeki sorular anne babaların da kafasını meşgul ediyor. Karnesinde kırık not olan öğrencilerin velileri de aynı şeklide huzursuz. Ancak işin kolayına kaçıp çocuğu suçlamak yerine basit birkaç tedbir alarak sömestr tatilini çocuğun en verimli şekilde geçirebilmesini sağlamak mümkün. Memorial Hastanesi’nden Pedagog Dr. Melda Alantar yarıyıl tatili için anne babalara önerilerde bulundu.
Çocuğunuzun dinlenmesini sağlayın
Sömestr tatili her ne kadar karnedeki kırık notların düzeltilmesi olarak görülse de bu dönemde çocuğun dinlenmesi de önem kazanmaktadır. Eğitimciler, yarıyıl tatilinde öğrenciye ağır ödevler vermekten kaçınmalı, öğrencinin dinlenerek yeni döneme hazırlanmasını sağlamalıdır. Öğrenci, ailesi ve öğretmenleri tarafından ders çalışmaktan çok sosyal faaliyetlere yönlendirilmelidir.
“Tembel”, “sorumsuz” gibi suçlamalar çocuğunuzun özgüvenini zayıflatır
Bebeklik döneminde çocuklar doğal olarak öğrenme güdüsüne sahiptirler. Doğal öğrenme güdüleri olumsuz olarak etkilendiği zaman bilgiyi kavramak için çaba göstermezler. Çocukların öğrenme yeteneklerini etkileyen bazı durumlar vardır; öğrenme güçlükleri, dikkat eksikliği, uyum ve davranış sorunları, gelişimsel bozukluklar, olumsuz yaşam olayları, geçiş dönemleri- ilköğretimden liseye- gibi. Ailenin yüksek başarı beklentisi ve ”tembel”, “sorumsuz” gibi olumsuz sıfatlarla çocuğu etiketlemesi onun kendine duyduğu güveni zayıflatır. Bu nedenle aile öğrenciyi suçlamaktan kaçınmalı, okul başarısızlığı olarak tanımlanacak sorunu çözebilmek için çaba göstermelidir.
Çocuğunuzun öğretmeni ile irtibat halinde olun
Öğrencinin gelişme gösterdiği ve zorlandığı alanları belirlemek için çocuğunuzla birlikte öğretmeniyle görüşün. Belli konularda başarılı olamayan öğrencilere yönelik okulun kurs, etüd gibi özel düzenlemelerden yararlanın. Ailenizde ve çevrenizde size bu konuda destek olabilecek insanları belirleyin.
Gerektiğinde uzman yardımı almaktan çekinmeyin
Öğrenme güçlükleri, dikkat eksikliği gibi akademik başarıyı etkileyen konularda okuldaki öğretmen ve psikolojik danışmanların çocuğunuzla ilgili kuşku ve önerilerine önem verin. Gerekli durumlarda uzmanlardan yardım alın.
Çocuğunuzun karnesinde zayıf not varsa, düzeltmek için koca bir dönem sizi bekliyor
Karnedeki notlar öğrencinin yarı dönem okul başarısını yansıtır. Sömestr tatilini çocuğunuzun okulda neden zorlandığını belirledikten sonra uygun çalışma programıyla başarıyı yakalaması için bir fırsat dönemi olarak değerlendirin.
Tatilde ailenin bir araya gelmesi için fırsatlar yaratılabilir
Örneğin aile paylaşım geceleri düzenlenebilir. Haftada bir gece en az üç saati birlikte geçirin. Özellikle ergenlerin aile törenlerine ihtiyaçları vardır. Aile bağlarının pekiştirilmesi için geniş aile olarak tanımlanan büyükanne, büyükbaba, hala, teyze, amca, dayı, yeğen, kuzen v.b. yakınlarla paylaşmak amacıyla ziyaretler düzenlenebilir. Şehir veya memleket dışında yaşayan yakın akrabalarla görüşmek için düzenlenen geziler, geniş aileyle kaynaşma fırsatı sundukları gibi, aile bireylerine doğdukları, büyüdükleri yerleri görme, anılarını tazeleme ve paylaşma olanağı da sağlarlar. Çocuklar anne-babaların geçmişe ilişkin anılarını dinlemekten zevk alırlar.
Tatili de çocuğunuzun kişisel gelişimine uygun olarak yönlendirmek elinize
Araba, otobüs v.b. ile yapılan yolculuklarda çocukların güzergahı haritalara bakarak takip etmeleri, trafik levha ve işaretlerini izlemeleri etkin öğrenmeyi sağlar. Çevredeki tarihi ve doğal zenginlikleri tanımak ve yaşayarak öğrenmenin gerçekleşmesine yol açar. Çocuğun gelişimi sosyalleşme sürecini de içermektedir. Bu nedenle kişiliğini geliştirmesi için ilgileri doğrultusunda sportif ve sanatsal etkinliklerden yararlanmalı, yaşıtlarıyla birlikte aynı ortamı paylaşabileceği kulüp, kurs gibi faaliyetlere katılmalıdır.
Tatil dönüşü okula adaptasyonu kolaylaştırın
Tatilin son günlerine yaklaşan öğrencinin okula tekrar uyum sağlaması zor olabilir. Çocuk tatilde ailesiyle vakit geçirmeye alıştığı için tatilin son hafta sonunda ev ortamında ailece geçirmesini sağlayıcı faaliyetler düzenlenmelidir.
Tatilin son haftasında çocuğun yemek ve uyku düzeninin okul saatine uygun olarak ayarlanması önem taşır. Okula uyumu kolaylaştırmak için onun çantasını ve kıyafetlerini hazırlamasına yardım edin. Kitap ve defterlerini birlikte kontrol edin.
İlk dönem öğrendiği bilgiler hakkında onunla konuşun. Konulara ilişkin merak ve ilginizi onunla paylaşın. Okul yılı boyunca öğrenme sürecini pekiştirin. Öğrenme becerilerinin gelişmesi zaman alır, sık tekrar gereklidir. Çocuğunuzu sabırlı, dikkatli ve olumlu olması konusunda yüreklendirin.
Çocuğunuz yarıyıl karnesi kötüyse…
Çocukların okul başarısının artırılması için ebeveynlere düşen bir takım görevler vardır.
* Çocuğunuzu eğitirken kararlı ve adil davranın.
* Kötü olan yarıyıl karnesini düzeltmek konusunda ona güvendiğinizi hissettirin.
* Çocuğunuzla okulu hakkında konuşun. Onu dinleyin.
* Tüm ailenin katılabileceği müze gezisi, tiyatro gibi etkinlikler düzenleyin.
* Çocuğunuza yapmaktan hoşlandığı ve başarılı olduğu etkinlikleri belirlemesi için yardımcı olun. Örneğin, çocuğunuz basketboldan hoşlanıyorsa onu basketbol tarihi veya oyuncuları hakkında bilgi toplaması için yönlendirin.
* Ödül ve yaptırımları dengeleyin. Ödüllendirmek ona her zaman para vermek ve ayrıcalık tanımak değildir. Çocuğunuza onunla gurur duyduğunuzu söylemek veya onun başarmak için sarf ettiği gücü fark ettiğinizi belirtmek yeterlidir.
* Evinizin sakin bir köşesini çalışma alanı olarak düzenlemesi için çocuğunuza yardım edin. Günlük ödev yapma saatini birlikte belirleyin. Bu saat süresince tv, bilgisayar gibi diğer faaliyetleri durdurun.
* Öğretmenlerine saygı duyduğunuzu çocuğunuza gösterin. Bir eğitimciyle yaşadığınız anlaşmazlığı çocuğunuzun önünde çözümlemeyin. Sık sık öğretmenleriyle konuşun.
* Öğrencinin kronik bir hastalığı varsa, bu hastalık ve tedavi konusunda öğretmenini bilgilendirin.
* Öğrencinin gelişme gösterdiği ve zorlandığı alanları belirlemek için çocuğunuzla birlikte öğretmeniyle görüşün. Kurs, etüt gibi özel düzenlemelerinden yararlanın.
* Öğrenme güçlükleri, dikkat eksikliği gibi akademik başarıyı etkileyen konularda okuldaki öğretmen ve psikolojik danışmanların çocuğunuzla ilgili kuşku ve uyarılarına önem verin. Gerekli durumlarda uzmanlara başvurun.
Şub 2012
Üç boyut mucizesi “Avatar” filminde yer alan ütopik dünyanın güzelliği özellikle gençleri depresyona sokuyor. İzlediklerini gerçek hayatlarına tercih eden gençlerden, intiharı bile düşünenler var.
Filmin hayranları tarafından açılan site ve forumlar yaşadıkları depresyonla baş etmeye çalışanlar için konu başlıkları açtı. Bu forumlardan biri olan “Avatar Forums”un bu konuda açtığı başlığa bugüne kadar binden fazla mesaj geldi.